25 Aralık 2013

Karanlık Odamın Penceresi



Penceremden süzülen su damlacığı
O kadar kolay aşıyor ki demir parmaklıkları
Sanki hiç yokmuşçasına, olmamışçasına
Ama pencereme çarpışı, havanın hüznüne hüzün katıyor adeta
Kuşlar bir köşeye çekilmiş ötmüyorlar artık
Ve bir yolcu beliriyor karanlık odamın penceresinde
Yağmurdan nasibini almış, devam ediyor yoluna yılmadan
Yolcunun kaybolmasıyla biraz daha eriyor karanlık odamı aydınlatan mum

O eridikçe ben de eriyorum.

Alışkanlık olmuş demir parmaklıkları karanlık odamın
Neden ordalar hafızamda yok verilecek bir cevabı
Düşünmek, ne zamandan beri yapmıyorum bilmiyorum.
Sahi nasıl bir şeydi düşünmek? Hayal kurmak gibi mi?
Herhalde rüya görmeye benziyordu.
Rüyalarım mı? Onlar da beni terk edeli bayağı oldu.
Beni ben yapan tek şeyim, sezgilerim kaldı geriye
Ufak bir rüzgar, yağmur damlalarını öyle bir çarpıyordu ki karanlık odamın penceresine
Ve mum biraz daha eriyordu

O eridikçe ben de eriyorum.

Acaba biraz zorlasam düşünebilir miyim?
Hatırlayabilir miyim sezgilerimin bana var olduğunu söylediği bir seni?
Ne zaman karanlık odamın parmaklıklarına yönelsem, sanki biri benimle konuşuyor
Sürekli bana eşlik ediyor
Ardından taze çıkmış ekmeklerin kokusu geliyor burnuma
Evet, sanki oluyor.
Bir fırıncı yağmurda saçları ıslanmış kız çocuğuna uzatıyor ekmekleri
Acıkmış olacak ki ısırıyor bir köşesinden ekmeğin kapıdan çıkarken
Ve beyaz bir araba beliriyor fırının önünde,
Siyah takım elbiseli bir bey hemen fırına giriyor
Bir yandan kokusunu içine çekerken alıyor ekmekleri fırıncıdan
Sen giriyorsun fırına, sezgilerimin olduğunu söylediği sen
Beyefendinin omzuna dokunuyorsun
Ve o anda omzuma bir el dokunuyor
Arkamı dönüyorum, ne sen varsın ne de taze çıkmış ekmekler
Sadece iyice şiddetlenmiş rüzgarla demir parmaklıklı pencereme çarpan ağaç dalları
Ve aydınlığının son demlerinde eriyen bir mum...

O eridikçe ben de eriyorum…