Penceremden süzülen
su damlacığı
O kadar
kolay aşıyor ki demir parmaklıkları
Sanki hiç
yokmuşçasına, olmamışçasına
Ama pencereme
çarpışı, havanın hüznüne hüzün katıyor adeta
Kuşlar bir
köşeye çekilmiş ötmüyorlar artık
Ve bir yolcu
beliriyor karanlık odamın penceresinde
Yağmurdan nasibini
almış, devam ediyor yoluna yılmadan
Yolcunun kaybolmasıyla
biraz daha eriyor karanlık odamı aydınlatan mum
O eridikçe
ben de eriyorum.
Alışkanlık olmuş
demir parmaklıkları karanlık odamın
Neden
ordalar hafızamda yok verilecek bir cevabı
Düşünmek, ne
zamandan beri yapmıyorum bilmiyorum.
Sahi nasıl
bir şeydi düşünmek? Hayal kurmak gibi mi?
Herhalde rüya
görmeye benziyordu.
Rüyalarım mı?
Onlar da beni terk edeli bayağı oldu.
Beni ben
yapan tek şeyim, sezgilerim kaldı geriye
Ufak bir
rüzgar, yağmur damlalarını öyle bir çarpıyordu ki karanlık odamın penceresine
Ve mum biraz
daha eriyordu
O eridikçe
ben de eriyorum.
Acaba biraz
zorlasam düşünebilir miyim?
Hatırlayabilir
miyim sezgilerimin bana var olduğunu söylediği bir seni?
Ne zaman
karanlık odamın parmaklıklarına yönelsem, sanki biri benimle konuşuyor
Sürekli bana
eşlik ediyor
Ardından taze
çıkmış ekmeklerin kokusu geliyor burnuma
Evet, sanki
oluyor.
Bir fırıncı yağmurda
saçları ıslanmış kız çocuğuna uzatıyor ekmekleri
Acıkmış olacak
ki ısırıyor bir köşesinden ekmeğin kapıdan çıkarken
Ve beyaz bir
araba beliriyor fırının önünde,
Siyah takım
elbiseli bir bey hemen fırına giriyor
Bir yandan
kokusunu içine çekerken alıyor ekmekleri fırıncıdan
Sen giriyorsun
fırına, sezgilerimin olduğunu söylediği sen
Beyefendinin
omzuna dokunuyorsun
Ve o anda
omzuma bir el dokunuyor
Arkamı dönüyorum,
ne sen varsın ne de taze çıkmış ekmekler
Sadece iyice şiddetlenmiş rüzgarla demir parmaklıklı pencereme çarpan
ağaç dalları
Ve aydınlığının son demlerinde eriyen bir mum...
O eridikçe ben de eriyorum…