20 Şubat 2022

Tek Kelimeyle 'Bilmiyorum' -2

Hiç görmediğim, 
Yere yansıyan gölgenle tanışmadığım,
Hatırlatılan bir özlemle başlayan ve zaman zaman süregelen kırık muhabbetini özlediğim, 
Yıllar şehri, yaşantımızı, nefes alıp verme şeklimizi bile değiştirmişken
Yüzüne birkaç çizgi ile beyazlamış birkaç saç teli daha ekledi mi? Bilmiyorum.

Yazı yazarken kalemi hangi elinle tuttuğunu bilmediğim gibi, hayata dair hangi kavrama yeni bir mana yüklemek isteyip istemediğini, senin için çiçekler mutluluğun, çocuklar neşenin, gökyüzü huzurun manası mı? Bilmiyorum.

Rakamları sorgulamayı sevdiğin gibi hayatı sorguladığında aslında en çok da yüreğin için bir mana arayıp aramadığını, bir sevda masalı kurgulamadan tüm kalbiyle iki gülümseme bir hoş sohbet tadında bir yüreği bölüşebilmenin manasını tadabildin mi? Bilmiyorum.

Mavi rengi sevdiğin gibi,
Bembeyaz karın şehrin tüm kusurlarını örttüğü saflığı mı yoksa baharın gelişini müjdeleyen karların erime öyküsünü mü seviyorsun? Bilmiyorum.
 
Hafif gülümsemiş ve bir o kadar da bilmiş tavrınla, yılların yükünü taşıdığı her halinden belli bir kütüphaneci olgunluğunu keşfedebildin mi? Onu da bilmiyorum.

Zihnimin gürültülü kızgınlığı ile yüreğimin sessiz kırgınlığı arasında, bu kadar zaman bekledikten sonra sevince yeşerir mi insanoğlu? Bilmiyorum.

22 Ekim 2020

Merhaba!

Merhaba!

Bazen yolun sonunu görür gibi olursun, eminsindir hatta. Ama nice sonra anlarsın ya yanlış yola saptığını. Hedefin çok uzaklardadır artık, belki de ulaşılmaz noktada. Geri mi dönmeli, bir çıkış mı bulmalı?

Derler ki etrafında mutluluk kalmadıysa, iyiler azaldıysa, sen iyi ol ki dünya da iyi olsun, mutlu olsun. Herkes için dönen dünyada yine herkes kendi dünyasını yaşıyor. Benim dünyam nasıl, seninki ne kadar gri, o mutlu mu diye sorulur mu, sormak akledilir mi? Her gülümseyen sahici mi, o gülümseyişin ardında ne kadar acı taşıyordur kim bilir! Günü kurtaran suskunluktan sonra peki? Normalleşen sessizlik, sürekliliğinden midir? Ne gereksiz muhabbetler etmişiz ne gereksiz enerjiler sarf etmişiz değil mi? Alışmak kötü. Hele de susmaya alışmak kötü. Aynı fotoğraf karesinde bir araya gelmiş milyonlarca yabancıdan biri olmuş insan.

Merhaba, günaydın, nasılsın?

Merhaba insan endüstrisi: Yazan suskunluk, yöneten sessizlik. Sana anlatacaklarım var.

***

Merhaba yaşadığın her güne dair notlar alamamak.

Yaşama uyum sağlayamamak, zorlanmak nedendir acaba? Yavaş yavaş, sivrisinek sokması ile hemen hemen aynı farkındalıkta kendimiz olmaktan çıkıp çevreye bağlı olma zorluğundandır belki. Kendimizi unutmak, kendimizi kaybetmek değil mi zor gelen. Ve süreç uzadıkça cevapları da uzaklaşan tonlarca ben kimim, neyi severim, ne yaparım, idealim ne soruları. Faydalı işler yapabildiğine inandığın halde kendini işe yaramaz hissettiren hayat, insanlar, otoriteler... Bir de bakmışsın itivermişler seni planlananın dışına. Bunca baskı ve korkunun egemenliğinde huzur ancak kurallara bağımlı olduğumuzda gelecekse, onun adı huzur olur mu gerçekten? Belli kalıplarda yaşama huzuru ve gölgede kalan güzellikler, laf salataları içinde yer bulmaya çalışan hoş muhabbetler, hatırlanmaya zorlanan özlemler, asla hayat bulmayacak beklentiler yumağı içinde güçlü kalmaya çalışanlara güzel bir soru sormak istersen eğer şunu sor:

“Hiç düşündün mü, kendilerine sürekli sorular sorulan güçlüler kendilerini nasıl hissederler?”

Bu sorular karşısında farklılaştıran, sınıflandıran ve bölen (ki bölmek her zaman çoğalmak anlamına gelmez) cevaplar var bir de…

Yeniden merhaba.

***