22 Ekim 2020

Merhaba!

Merhaba!

Bazen yolun sonunu görür gibi olursun, eminsindir hatta. Ama nice sonra anlarsın ya yanlış yola saptığını. Hedefin çok uzaklardadır artık, belki de ulaşılmaz noktada. Geri mi dönmeli, bir çıkış mı bulmalı?

Derler ki etrafında mutluluk kalmadıysa, iyiler azaldıysa, sen iyi ol ki dünya da iyi olsun, mutlu olsun. Herkes için dönen dünyada yine herkes kendi dünyasını yaşıyor. Benim dünyam nasıl, seninki ne kadar gri, o mutlu mu diye sorulur mu, sormak akledilir mi? Her gülümseyen sahici mi, o gülümseyişin ardında ne kadar acı taşıyordur kim bilir! Günü kurtaran suskunluktan sonra peki? Normalleşen sessizlik, sürekliliğinden midir? Ne gereksiz muhabbetler etmişiz ne gereksiz enerjiler sarf etmişiz değil mi? Alışmak kötü. Hele de susmaya alışmak kötü. Aynı fotoğraf karesinde bir araya gelmiş milyonlarca yabancıdan biri olmuş insan.

Merhaba, günaydın, nasılsın?

Merhaba insan endüstrisi: Yazan suskunluk, yöneten sessizlik. Sana anlatacaklarım var.

***

Merhaba yaşadığın her güne dair notlar alamamak.

Yaşama uyum sağlayamamak, zorlanmak nedendir acaba? Yavaş yavaş, sivrisinek sokması ile hemen hemen aynı farkındalıkta kendimiz olmaktan çıkıp çevreye bağlı olma zorluğundandır belki. Kendimizi unutmak, kendimizi kaybetmek değil mi zor gelen. Ve süreç uzadıkça cevapları da uzaklaşan tonlarca ben kimim, neyi severim, ne yaparım, idealim ne soruları. Faydalı işler yapabildiğine inandığın halde kendini işe yaramaz hissettiren hayat, insanlar, otoriteler... Bir de bakmışsın itivermişler seni planlananın dışına. Bunca baskı ve korkunun egemenliğinde huzur ancak kurallara bağımlı olduğumuzda gelecekse, onun adı huzur olur mu gerçekten? Belli kalıplarda yaşama huzuru ve gölgede kalan güzellikler, laf salataları içinde yer bulmaya çalışan hoş muhabbetler, hatırlanmaya zorlanan özlemler, asla hayat bulmayacak beklentiler yumağı içinde güçlü kalmaya çalışanlara güzel bir soru sormak istersen eğer şunu sor:

“Hiç düşündün mü, kendilerine sürekli sorular sorulan güçlüler kendilerini nasıl hissederler?”

Bu sorular karşısında farklılaştıran, sınıflandıran ve bölen (ki bölmek her zaman çoğalmak anlamına gelmez) cevaplar var bir de…

Yeniden merhaba.

***


02 Aralık 2014

Sakın gülümseme!

Çok mu güveniyoruz acaba kendimize?
Her şeyi ertelerken neyi düşünüyoruz?
Yoksa zaman bekçiliği diye bir şey var da biz mi bilmiyoruz?
‘Yok, bu olmadı hadi geri alalım’
Senaristi sen değilsin ki değiştiresin
Ya da ‘yarın bunu baştan çekelim’ diyen yönetmen…

Evet, hayatın bir kullanma kılavuzunu henüz çözemedik
Ama her yerde geçerli basit bir kuralı var:
Minicik bir gülümseme.

Diyeceksin ki nasıl olacak bu?
Hadi seni çocukluğuna götüreyim;
Resimler çizerdik küçücük parmaklarımızla.
Çoğu anlamsız çizginin arasında gülümseme vardı aslında,
Gökyüzündeki ihtişamlı güneşi
Kolu bacağı çöp olan Cin Alileri hatırlarsın.
Tam çizemesek de asla unutmazdık bir ufak gülümseme kondurmayı.
Hiçbir resim hatırlamam ki bacasında duman olmasın
Olmadığında da bir leylek yuvası ile sıcacık gülümsemeler,
Soğuk kışta bile kardan adamımız gülümserdi hep.

Hala nasıl olacak mı diyorsun?
Olacak deme, o sende zaten vardı,
Çocukluğumuzdan beri vardı.
Şimdi çay içmeye zaman bile ayırmazken sevdiklerimize,
Asla ertelemezdik oyun arkadaşlarımızı çocukluğumuzda.
Para kazanmayı, iş kurmayı hayal ederken bile gülümserdik,
Şu an her şeyimiz var ama gülümseme adına fikrimiz bile yok!
Yok, sen hala kendi hayatımı kendim yazacağım
Yeri geldiğinde geri alacağım diyorsan
Sakın gülümseme!
Zaman bekçiliğini yaptığın treni zaten kaçırmışsın…