17 Kasım 2014

Unuttuk mu?

Ansızın bastıran bir yağmur sarmıştı her yanı
Gülümsüyordu damlalar düşen dudakları
Sonra hafif bir rüzgar esti
Sararmış yapraklar birer birer döküldü etrafına
Aldırmıyordu ıslanmış yanaklarına dokunmalarına
Gerçekten ağlayan gökyüzü müydü?
Yoksa kendi gözyaşları mıydı yanaklarını ıslatan
Küçük, küçücük, mutlu bir dünyaydı hayal ettiği
Yağmur damlalarıyla akıp gitmesini istemediği bir dünya
Belki de gözyaşlarıyla kaybolmasını istemediği bir hayal…

Vakit gelmiş olmalıydı
Saatine bir göz attı
O da ne?
Etrafındaki her şey hızla değişiyordu
Fakat zaman durmuştu
Dökülen yapraklar yeniden yeşerip tekrar dökülüyordu.
Ve tekrar, tekrar, tekrar…

Küçük dünyasındaki bu kargaşa da neydi böyle?
Durmuş zamana inat her şey hızla akıyordu.
Yok, hayır, bir rüzgar alıp götürmüş olamazdı dünyasını
Bir yağmura kaptırmış olamazdı hayallerini
Peki, gerçekten dünyası mıydı kaybettiği?

Unuttuğu bir şeyler olmalıydı…
Evet, gerçekten unutmuştu
Küçük, küçücük, mutlu bir dünyanın sevgisiz kurulabileceğini,
Yüreğini titreten tik takları eklemeyi unutmuştu.
Belki de bilmiyordu gerçekten gülümsemenin ne olduğunu
Tatsaydı dökülen yapraklar arasında gezinmeyi
Üşüyen ellerini ısıtan bir sevgiyi tanısaydı
Küçük değil,
Büyük bir dünya hayal ederdi içinde sonsuzluğu barındıran.

Gözlerini ovuşturdu yeniden uyanmışçasına
Evet, vakit gelmişti artık,
Saatine baktı
Kalbi gibi yerindeydi tik takları
Yağmur serinliğinin beraberinde hafif bir rüzgar esti
Karşıdan bir çift göz selam verdi sevgiyle
Elleri de üşümüştü yeterince
Ve artık ısınma vakti…