Merhaba,
Yazamıyorum yine, mürekkep kurudu,
Zihnimdeki dağarcık da kurudu, dökülmüyor sözcükler. Ezelden beri tanıdığım harfler hiç tanışmamışız gibi bir araya gelemiyor.
Ancak bir iki karalama, tastamam hepsi bu. Esiri olduğumuz zaman geçiyor da, vakit yetmiyor ne bir muhabbete, ne bir diyafram dolusu nefes almaya. Boğuluyoruz farkında mısın? Yani ben boğuluyorum vaktinde bir merhaba diyememekten. Sonra oturup onun devamını getirememekten. Soğuk yakar ya insanı, donarken yanıyorum. Tercih ederken heyecanı beni yakan işler, artık soğudu soğudu buz gibi oldu. Yine yakıyor. Baktığım yer aynı, ama gördüklerim epey değişti. Buzlar eridi, ardı sıra bahar geldi, çiçekler, kuşlar derken... Birkaç mevsim geçti.
Ve ben belki de tüm bu döngü içinde sessiz kızgınlığıma ve kırgınlığıma yenilerini eklediğimden yazamıyorum.
Anlatamıyorum ki yazabileyim, öyle bir sıkışmışım ki surlarıma, gözükmüyor karşı kıyılar. Umut, vapurun elbet bu iskeleye uğrayacağını bilmenin çok ötesinde. Çınlamalar, ziller, karşı kıyıdaki simitçi... Hepsi dağ gibi bir gürültü yumağı sanki, yuvarlandıkça büyüyen. O büyüdükçe satırlarımı da sarıyor içine. Yazamıyorum.
...